düşünüyorum demekki malım
 
AnasayfaTakvimGaleriSSSAramaKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 divan edebiyatında aşk anlayışı

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 358
Points : 908
Kayıt tarihi : 03/08/09

MesajKonu: divan edebiyatında aşk anlayışı   Ptsi Ağus. 03, 2009 5:57 pm

Dünya dönmeye başladığından bu yana aşk, varolagelen en yoğun duygudur. En eski dönemlerden itibaren sözlü ve yazılı edebiyatın en çok işlediği konu aşktır.

Aşk, Divan edebiyatının vazgeçilmez konusudur. Divan edebiyatında aşk, ıstırap ve acı doludur.
Divan edebiyatında aşk, ilacı bulunmayan bir derttir; fakat Divan şairleri bu derde sahip oldukları için mutludurlar. 16.yy şairi Fuzuli’nin


“Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabib
Kılma derman kim helakim zehri dermanındadır.”

beyiti bu durum için verilebilecek en güzel örneklerdendir. Görüldüğü gibi, şair, içerisinde bulunduğu aşk derdinden şikâyetçi değildir; tam tersine aşk derdiyle yaşadığı için mutludur.

Divan edebiyatında aşk, uğruna her şeyin feda edilebileceği bir değer olarak görülmektedir.
“Cânı cânân dilemiş vermemek olmaz ey dil!” dizesinde Fuzuli, “Ey gönül! Sevgili canını istemiş, vermemek olmaz.” diyerek aşkın her şeyden güçlü bir duygu olduğunu dile getirmiştir. Burada şair, sevgili (aşk) için ölümü dahi göze alır ki aşka ve aşkın yüceliğine o kadar çok inanmaktadır. Ayrıca, yine Fuzuli’nin “Leyla ile Mecnun” adlı mesnevisinde yer alan


“Cânı cânâna vermektir kemâli âşıkın
Vermeyen cân itiraf etmek gerek noksanına.”


beyiti de buna örnektir. Şair, bu beyitte, sevgili uğruna can verilerek aşkın tamamlandığını, bunu yapmayanların eksiklerini kabullenmeleri gerektiğini vurgular. Bu örneklerde de görüldüğü gibi Divan edebiyatında ve Fuzuli’nin gazellerinde, aşk uğruna her şey göze alınır, bu uğurda yapılamayacak şey yoktur.

Divan edebiyatı eserlerinde aşklar platonik, sevgili vefasız ve zalimdir. Âşık olan kişi ise her zaman bahtsızdır. “Beni candan usandırdı, cefâdan yâr usanmaz mı/ Felekler yandı ahımdan, murâdım şem’i yanmaz mı?” beyitinde Fuzuli, sevdiğinin onu canından usandırdığını, derdiyle göklerin yandığını; fakat dilek mumunun yanmadığını vurgulamaktadır. Bu alıntıda da görüldüğü gibi şair, sevgilinin eziyetlerinden ve kötü davranışlarından şikâyetçidir. Sevgili, bu durumda vefasız ve zalim; seven ise bahtsızdır. Bir başka Divan şairi olan Hayali, bir gazelinden alınan,


“Cefâya öykünüben cevre can verir şimdi
Vefâ vü mihr ile mu’tad gördüğün gönlüm.”


beyitinde “Vefa ve sevgiye alışmış gönlüm, şimdi sıkıntı çekmeye öykünerek (taklit ederek) eziyet ve sıkıntı sözcüklerini anlamlı kılar, onlara can verir.” diyerek sevgilisinin zalimliğini dile getirmektedir. Bu alıntıdan da anlaşılacağı üzere, sevgili kendisini sevene sürekli acı çektirir, zalimliğini her fırsatta göstermeye çalışır.

Divan edebiyatının bir başka önemli nazım biçimlerinden olan kasidelerde de aşk, farklı şekillerde algılanıp şiirlere konu olur. Kasidelerde daha çok, şairin, bir devlet büyüğüne ya da kendisine duyduğu hayranlık, aşk boyutunda işlenir. Şairin kendisine duyduğu aşktan bahsederken akla gelen ilk isim 17.yy Divan şairi Nef’i’dir.


“Sözde nazir olmaz bana ger olsa âlem bir yana
Pür-tumturak u hoş-eda ne Hâfız’ım ne muhteşem.”

beyitinde şair, “Bütün dünya bir yana olsa, sözü benim sözümü tutacak bir şair çıkamaz/ Ben ne Hâfız’ım (döneminin en ünlü İranlı şairi) ne muhteşem şiirlerim hoş edalı ve gösterişlidir.” diyerek kendisini övmüştür ve yolla kendisine duyduğu abartılı aşkı anlatmıştır.

Sonuç olarak, Divan edebiyatında aşk, sevilenin (âşık olunanın) zalimliği ve acı çektirme isteği; seveninse (âşığın) bahtsızlığı ve acı çekmesi üzerine kurulmuştur. Bütün bunlar, sevenin sevdiğine kavuşmasına engeldir ve bu kavuşamama durumu, aşkı daha da yüceltmiştir.
Divan şairlerinin aşka ilişkin kullandıkları bazı metaforlar:

-Divan şairi aşkın has bahçesinde yaşayan kişidir. Onun için aşk, merkezdedir. En büyük divan şairlerinden biri olan Fuzuli, “aşık” olduğu söylenebilecek biri değildir. O aşkın tüm katmanlarını hayatının her evresinde yaşar; o aşka aşıktır, sevgiliye değil. Doğu ve Batı toplumlarında “aşka aşık olma” haline ilişkin kullanılan ortak metaforlar istiareler vardır. Bunlardan biri gül ile bülbüldür. Bülbülün gül karşısındaki tavrı, aşığın sevgili karşısındaki var oluşuna benzetilir. Bülbülün gül karşısında şakıması, aşığın sevgili karşısında inlemesiyle bir tutulur. Bülbülün bağrına kan oturması ise gülün renginden dolayıdır. Gülün bülbülü görmezden gelmesi ve kayıtsızlığı, melankolik kalp halini bize verir. Kalbin çeşitli oluşumları vardır ve bu oluşumlar her zaman aynı şekilde meydana gelmez. Bir zaman olur kalbin içine dünyaları sığdırırsınız, bir zaman olur kalbiniz size sığmaz olur. Divan edebiyatında kullanılan bu sembollerin kalbe yansıması aşkı çoğaltır.

Şairlerin gül ile bülbülden başka kendilerini özdeşleştirdikleri bir diğer metafor da mum ile pervanedir. Divan şiirinin ışığı mumun başında yanar, o ışığa düşen pervane de aşığın ta kendisidir. Bu benzetme doğuya ait aşk sembollerinin başında gelen bir anlayışı temsil eder. Aşk tekildir, iki kişilik değildir ve sadece bir kişiyi ilgilendirir; seveni...

Mum bir ışık yayar, bu ışık aşkın aydınlatılması manasına gelir. Bir şairin dediği gibi aşk ateşi önce maşuku sonra aşıkı yakar. Mum sevilendir ve etrafındaki pervane ona aşık olan kişidir. Aşkın oluşması bir bakışla yani tek bir kıvılcımla olur; işte bu kıvılcım mumun üzerindeki ateşi yakar. Daha sonra pervanenin mum etrafında dönüş süreci başlar. Tıpkı pervanenin mum ışığına giderek yakınlaşmak istemesi gibi aşık da tutkunu olduğu sevgiliye giderek daha çok yakınlaşmak ister...Ta ki mumun alevine dokunup kanadını yakıncaya kadar. Mum bu esnada kovalandıkça yakalanmak isteyen bir sevgili gibidir. Aşk, sevgili merkezli bir dönüşten ibarettir. Ne yapsanız, ne etseniz, ne okusanız ne yazsanız; yolunuz hep sevgiliye çıkar. Mumun alevinden etkilenip ona ilk dokunuşu yapan pervanenin yanan kanadı, azap içindedir. Azabın anlamı “acı, elem, ıstırap”dır ve bir diğer anlamı da “lezzet”tir. Aşığın tattığı bu acı, bir zaman sonra onun tabi hali olmaya başlar. Öyle bir nokta gelir ki pervane metaforundaki aşık, mumun alevinden aldığı şevkle iki kanadıyla ateşe sarılmak ister ve tamamıyla yanar. Bu benzetme, aşığın sevgili huzurunda can vermesi ile özdeşleşir; ve mumun bundan hiç haberi yoktur. Kaldı ki aşk, sevgili için olmaktır. Divan şairleri, “sevgili için can taşıyan aşıktır; canı için sevgili arayan ise menfaatperesttir” der.
Divan şairleri asıl mutluluğu başkalarının mutsuzluk olarak nitelendirdiği “hasret”te buluyorlar.

Divan şairiyle günümüz insanının dünyaları çok farklı. Modern çağda mutluluklar çok basite indirgenmiş durumda. Zira modern çağ gönlü ıskaladı. Şimdilerde mutluluk parayla elde edilebilen şeylerle ölçülüyor. Oysa mutluluk dediğimiz kavram soyuttur ve kalp ile zihnin ortak değerleri bize mutluluk olarak yansır. Yaşadığımız çağda mutluluk “lezzet”le ilgili, geçmişteki mutluluk ise “haz”la ilgiliydi. Yıllar geçtikçe maneviyat yerine maddiyat ön plana çıktı ve mutluluk anlayışı bu eksende dönmeye başladı. Birşeyi elde etmek için ne kadar fedakarlık gösterirseniz, elde ettiğinizde de o denli mutlu olursunuz. Oysa şimdi kimse, hiçbir şey için çok büyük fedakarlıklarda bulunmuyor; dolayısıyla mutlulular da anlık yaşanıyor.

Bir divan şiiri; “Pay’ın sadası gelse de sen hiiiç gelmesen” der. Yani “ayağının sesi gelse de sevgili, sen hiç gelmesen”.... Şair buradaki “hiç” kelimesini öyle uzun kullanır ki, okuyucu bu “hiç”in kıyamete kadar süreceğini düşünür. Divan şairi sevgilisinin sadece ayağının sesini dinleyerek aldığı hazla, kıyamete kadar yaşayabilecektir. Şairin sevgilinin sadece ayak sesini dinleyerek mutlu olması, sevgilinin gelmesini istememesi ise; gelmenin gitmeye yani ayrılığa bir yol olduğunu düşünmesindendir. Oysa şimdiki sevgiler için “gelsin, tükensin ve gitsin” deniyor.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://bbc2.yetkinforum.com
 
divan edebiyatında aşk anlayışı
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
düşünüyorum demekki malım :: Edebiyat :: DİVAN(KLASİK) TÜRK EDEBİYATI-
Buraya geçin: