düşünüyorum demekki malım
 
AnasayfaTakvimGaleriSSSAramaKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 100 Yılın Yazarları

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 358
Points : 908
Kayıt tarihi : 03/08/09

MesajKonu: 100 Yılın Yazarları   Ptsi Ağus. 03, 2009 8:46 pm

Arthur Miller

17.10.1915 - 10.02.2005

"Amerikan Toplumunun Toplumsal Eleştirmeni"



Miller yüzyılımızın en önemli Amerikalı dram yazarlarından biri kabul edilmektedir. Miller'in kahramanları, haşin bir toplum içerisinde, kendi vicdanlarıyla yaşayabilmek için bireysel suç ve sorumluluklarıyla uzlaşmaya çalışırlar.

Miller New York'un Harlem mahallesinde dünyaya geldi. Avusturya-Macaristan'dan ABD'ye gelmiş Yahudi bir göçmen olan babası, bir kumaş mağazasının sahibiyken dünya ekonomik buhranından sonra 1929'da iflas etti.


Ekonomik durumun güvensizliği spora meraklı genci derinden etkiledi. 1934-38 yılları arasında Ann Arbor/Michigan'da edebiyat ve İngiliz dili yüksek eğitimini sürdürebilmek için Michigan Daily gazetesinde redaktörlük yaptı. Miller'in bu dönemde yazdığı ilk dramlar üniversitede takdirle karşılandı.

1947: All My Sons 1938'de New York'a dönen Miller, burada federal hükümetin bir tiyatro projesine katıldıysa da bu proje sözümona Komünist eğilimi nedeniyle 1939'da rafa kaldırıldı. Miller 1940 yılında kız arkadaşı Mary Slattery ile evlendi (iki çocuk). İlk romanlarından, röportaj ve pek başarılı sayılmayan bir dramdan sonra Miller, 1947'de All My Sons (Bütün Oğullarım) adlı tiyatro oyunuyla ünlenmeyi başardı. Babalarının ticaret anlayışıyla uzlaşamayan bir savaş zengininin oğulları ölünce, baba intihar eder. Daha sonraki yapıtlarının tümünde olduğu gibi, burada da, Norveçli yazar Henrik Ibsen'in dramlarını örnek alan Miller, toplumu eleştirmektedir.

1949: Death of a Salesman Yazar bundan iki yıl sonra Death of a Salesman (Satıcının Ölümü) ile en büyük başarısını elde etti. 1985'te Volker Schlöndorff tarafından filme uyarlanan bu dramında Miller, uzun yıllardan sonra çalıştığı firma tarafından işten çıkarılan Willy Loman'ın yıkılışını gözler önüne sermektedir. Geriye dönüşlerle kaçırılmış fırsatları gözünün önünden geçirir, özel hayata bir dönüş yapar, oğulları tarafından reddedilir ve hayatına son verir. Miller'in dramları için karakteristik olan, başkişilerinin vicdanlarıyla hesaplaşırken aklanmaya çalışmalarıdır. Miller'in karakterleri, ahlaki tutumlarına bağlı olarak toplumda bir yere sahip olurlarken, bireyler tekrar tekrar toplumun istekleri karşısında başarısızlığa uğrarlar. Yalnızlıkları ve kendi suçlarıyla hesaplaşmaları, Miller'in sayısız deneme yazısında da işlediği ana konuları oluşturur. Yine 1949 yılında Millet Pulitzer Ödülünü aldı.


50'li Yılları McCarthy ile Çelişmeleri Zaman zaman sosyalist görüşlere yakınlık duyan Miller'in toplumsal eleştirileri Amerika Karşıtı Çalışmaları Araştırma Komitesinin dikkatini çekti. Miller The Crucible (Cadı Kazanı) (1953, filme alınışı: 1956, senaryo: Jean-Paul Sartre) adlı tiyatro oyununda, adı geçen komite başkanı Joseph R. McCarthy'yi eleştirmişti. Bu oyunda kasaba sakinleri ahlak havarileri tarafından kötülerin üzerine vahşice bir av düzenlemek üzere kışkırtılırlar. Kasabaya nefret ve muhbirlik çalışmaları hakim olur. Bu dramın yorumlanmasına bağlı olarak Miller, komünizmi desteklemekle suçlanarak 1957'de ifade vermeyi kabul etmemesi üzerine komiteyi hiçe sayması nedeniyle sonradan ertelenen bir yıllık hapis ve para cezasına mahkûm edildi (1958'de düzeltildi).

1964: After the Fall Miller ayrıca Marilyn Monroe ile yaptığı evlilik (1956-61) yüzünden gazete manşetlerine girdi. Monroe için The Misfits (Uyumsuzlar, 1959) adlı filmin (1960) senaryosunu yazdı. Monroe'nun kendi yaşamına son vermesi üzerine Miller 1962'de Avusturyalı Inge Morath ile evlendi (bir çocuk).


Seks sembolü eşinin intihar olayını ve 50'li yıllardaki özel sorunlarını Miller, After the Fall (Düşüşten Sonra, 1964) adlı dramında işleyerek her şeye yeniden başlayabilmek için gerekli güce kavuşabilmek üzere kendini bulmaya çalıştı. Aynı yıl içinde Incident in Vichy (Vichy'de Olay) adlı oyunu ilk kez sahnelendi. Miller bu oyununda rastgele yoldan geçen insanların masabaşı Nazi suçluları tarafından "Yahudi" olarak tutuklanıp, sorguya çekilmelerini ve gösterdikleri tepkileri dile getirmektedir. Playing for Time (Zaman Kazanmaya Çalışırken, 1980) adlı televizyon senaryosunda da Nazi dönemini ele alarak bu sefer Auschvvitz konsantrasyon kampının orkestrasını konu alır. Miller 70'li ve 80'li yıllarda yazdığı dramlarla eski başarılarına ulaşamadı. 1987'de Timebends (Zamanın Dönemeçleri) adlı anılarını yayınladı.




Miller'in Diğer Dramları

1955: A Memory of Two Mondays (İki Pazartesinin Anısı): Miller'in, 30'lu yılların başında çalıştığı bir araba yedek parçası deposundaki deneyimlerini anlatan otobiyografik yapıtı.

1955: A View f rom the Bridge (Köprüden Bakış): New York'ta yaşayan Sicilyalı göçmenlerin dünyasında geçen bir kıskançlık dramı ve toplumsal suçlama.

1968: The Price (Bedel): İki erkek kardeşin geriye bakarak hayatlarındaki suçlarla ve sorumluluklarla hesaplaşması.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://bbc2.yetkinforum.com
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 358
Points : 908
Kayıt tarihi : 03/08/09

MesajKonu: Geri: 100 Yılın Yazarları   Ptsi Ağus. 03, 2009 8:46 pm

Doris Lessing

22.10.1919 Kirmanşah (İran)

"İç Alemin İnceden İnceye Araştırılması"



İsterseniz yanlış düşünün,
ama her durumda kendi kafanızla düşünün
Lessing


İngiliz yazar romanlarında ırkçılığı ve erkeklerin egemen oldukları bir dünyada kadının sorunlarını ele aldı. Mistiğin etkisi altında yazdığı çok sayılı yapıtında Lessing, insanın atom holokostundan (yıkımından) sonraki gelişmesini işledi.


Bir İngiliz subayının kızı olarak Doris May Taylor adıyla Kirmanşah'da (İran) doğdu. Beş yaşına geldiğinde babasının bir mısır çiftliği işlettiği Rodezya'ya ailesiyle birlikte taşındı. Taylor okulu 1933 yılında bıraktı. Dadılık ve daktiloluk yaptığı gibi, 19. yüzyıl Avrupa ve Amerika edebiyatıyla yakından ilgilendi. 18 yaşında baba evini terk ederek iki yıl sonra sömürge subaylarından Frank Charles Wisdom ile evlendi (bir çocuk).

1949: İngiltere'ye Taşınması Boşandıktan bir yıl sonra 1943'te Alman göçmen Gottfried Lessing ile evlendi (bir çocuk). Yeni eşi Komünist Partisi üyelerindendi ve eşine siyasal ideallerini aşıladı. 1949'da boşandılar. Lessing aynı yıl içinde İngiltere'ye taşınarak 1950'de The Grass is Singing (Türkü Söylüyor Otlar) adlı Afrikayla ilgili trajedisini yazdı. Bu roman da, onu izleyen yapıtları gibi, Rodezya'da geçer. Baskı altına alınan cinselliğinden rahatsız olan beyaz bir kadın siyah uşağıyla aralarındaki alışılmış mesafeyi kapatır. Bunu yaparken erkeğin gururunu zedelediği için sonunda öldürülür. African Stories or This was The Old Chiefs Country (Afrika Öyküleri ya da Burası Yaşlı Şefin Ülkesiydi, 1951) adlı öykü kitabını yayınladıktan sonra, yazarlıktan kazandıkları yaşamasına yetmeye başladı. Öykülerinin odak noktası hep ırkçılık çatışmalarına ayrılmıştı.


1952/62: İki Başyapıt 1952'de genç Martha Quest'ın hayat yolunu izleyen beş ciltlik dizi romanının birinci cildi olan Children of Violence’ı yayınladı. Lessing burada bireysel gelişme, toplumsal talepler ve gerçek arasındaki gerilim alanını anlatır. Birçok eleştirmen tarafından "bir çağın gözler önüne serilmesi" olarak övülen bu dizi, 1998'de oluşan atom holokostuyla son bulur.

Macaristan isyanının bastırılmasından sonra Lessing 1956'da komünizme sırt çevirdi. Altı ay sonra, artık yazı yazmayan başarılı bir kadın yazarın geçirdiği buhranı anlattığı The Golden Notebook'u (Altın Defter) yazdı. Biçimsel çatısını kısa bir romanın oluşturduğu bu yapıtta roman kahramanının değişik renkli güncelerinden alınma notlar -varoluşunun değişik yönlerini birleştiremeyişinin işareti olarak- kullanılmıştır. Yazar sonunda yanlış zorunluluklardan kendisini kurtarıp bir tek altın renkli güncesine yazı yazmayı sürdürür.

60'lı Yılların Ortasından Sonra: İç Dünyasını Araştırması Lessing bunları izleyen yapıtlarında geleneksel realizmi aştı. C.G. Jung'un teorilerinden ve Sufîzm'den etkilenen Lessing kendisini roman kahramanlarının iç dünyalarını anlattığı kendi sözleriyle bir "inner space fiction"a (içsel roman) yöneldi. Burada karakteristik olan, deliliğin de yaratıcı bir güç anlamına geldiği anlayışıdır. Bu dönemde Briefing for a Descent into Hell (Cehenneme İniş İçin Brifing, 1971) adlı romanında düşleri, trans halini ve doğaüstü algılanıştan işleyerek "normal" davranış örneklerini eleştirdi. The Memoirs of a Survivor (Sağ Kalanın Anıları, 1974) adlı roman değişik düzeylerde geçer: Orta yaşlı bir kadın çevresindeki insanların bir tehlike anında nasıl değiştiklerini görür. Kadının oturma odasının duvarlarından birinin arkasından yeni bir bilinç basamağıyla eş anlama gelen başka bir dünya bulunmaktadır. Beş ciltlik Canopus in Argos: Archives (Kanobos Argos'ta: Arşivler, 1979-82) Lessing, bilim-kurgu roman türüne yöneldi. Burada insanın bir atom yıkımından sonraki hali ele alınmaktadır.

80'li Yıllar: Realizme Geri Dönüşü Jane Somers takma adını kullanarak tanınmamış bir yazarın ilk yapıtı olarak sunduğu The Diaries of Jane Somers (1981) adlı romanıyla gazete manşetlerine geçti. Otobiyografik izler taşıyan bu romanıyla olduğu gibi The Good Terrorist (Terörist, 1985) ile de yeniden gerçekçi bir anlatım tarzına dönmüş oldu. Lessing bu siyasal romanında, kendisinin neden olduğu ruhsal kusurları kabullenmek istemeyen bir topluma saldırmaktadır. The Fifth Child (Beşinci Çocuk, 1988) adlı kitabı İngiltere'nin orta sınıfını irdelemesidir. Lessing 1994'te Under My Skin (İç Dünyam) adlı otobiyografisini yayınladı.

Yazarın Diğer Kitapları: Siyah Madonna, Evlenmeyen Adamın Hikayesi,
Gene Aşk, İçinde Yaşamayı Seçtiğimiz Hapishaneler, Mara ile Dann.


Bu İletiyi Yöneticiye Bildir/Şikayet Et Kayıtlı
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://bbc2.yetkinforum.com
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 358
Points : 908
Kayıt tarihi : 03/08/09

MesajKonu: Geri: 100 Yılın Yazarları   Ptsi Ağus. 03, 2009 8:47 pm

Ernest Hemingway

21.07.1899 - 02.07.1961


"Gerçeği Arayan Bir Öykü Yazarı"

Amerikalı yazar kısa öykünün ustası sayılmaktadır. Hemingway izlenimlerini ve deneyimlerini kuru, kısa bir stille aktarmaya çalıştı. Yapıtlarının konusu başlıca aşk ve ölümle insanın hayattaki başarısızlığından ibarettir. Amerikan edebiyatındaki Redskin, Tough Boy gibi, tüm bir yaratıcılık anlayışını, sporcu, avcı, asker portreleriyle dile getirerek başarıyla temsil etti.



Kuralları titizlikle belirlenmiş bu geniş düşsel evren, ne gerçekçi yazımın kesinliğini, ne de Amerikan edebiyatına insanlığın durumunu anlatma olanağı veren geniş boyutlu simgeselliği dışlar. Hemingway’in çok boyutlu bir ilgi alanı olması ve buna sıkı sıkıya bağlı kalması, yapıtlarının, geçek bir psikolojik çözümleme yerine ucuz kahramanlığa yer veren, yüzeysel bir nitelik taşıdığını düşündürür.

Doktor bir babayla opera şarkıcısı bir annenin oğlu olarak Şikago yakınlarında Oak Park'ta dünyaya gelen Ernest, burada beş kardeşiyle birlikte büyüdü ve 1917'ye kadar okula devam etti. Tutkulu bir sporcu olan Hemingway, henüz öğrenci gazetesinde çalışırken gazeteci olmaya kararlıydı. 18 yaşında Kansas City Star gazetesinde başladığı eğitimini, I. Dünya Savaşı'nda Kızılhaç örgütüyle birlikte sağlık memuru olarak İtalya'ya gitmek üzere bıraktı. Ağır bir şekilde yaralanan Hemingway, iyileştikten sonra piyade birliğine gönüllü olarak katıldı. Savaşta yaralanınca ölüm korkusuyla tanıştı; bu konu bütün yapıtlarında öne çıkar.

1924: In Our Times Hemingway, 1920'de evlendiği Hadley Richardson ile birlikte Toronto Star Weekly gazetesi için dış ülke muhabiri olarak Avrupa yolculuğuna çıktı. Birlikte bir çocuk sahibi olduğu ilk eşinden 1924'te boşandı. İkinci evliliğini gazeteci Pauline Pfeiffer ile yaptı (iki çocuk) ve 1940'ta boşandı. 1921'de Türk-Yunan savaşında savaş muhabiri olarak bulundu. Bir yıl sonra da Mussolini'nin Roma'ya yürüyüşünü anlattı. Amerikalı yazar Gertrude Stein ile arkadaş olunca Hemingway edebiyata yönelmeye heveslendi. Bunun ilk semeresi In Our Times (Zamanımızda, 1924) adlı kısa öykülerden oluşan bir kitaptı. Hemingway burada izlenimlerini sade, açık bir dille aktarmaktadır. Yapıtlarının amacı, yüzeyin altındaki gerçeklere ulaşmaktı.

1929: A Farervell to Arms 1926'da Hemingway'ın ilk romanı The Sun Also Rises (Güneş de Doğar) yayınlandı. Savaşta aldığı yaralar yüzünden çocuk yapma yeteneğini ve hayatın bir anlam taşıdığına ilişkin inancını yitiren bir Amerikalının öyküsünde "Lost Generation" (Yitik Nesil) denilen neslin (20'li yıllarda Paris'te bulunan umutsuzluğa kapılmış Amerikalı edebiyatçılar) havası yansıtılmaktadır.

Ulusal fanatizme karşı bir suçlama olarak algıladığı A Farewell to Arms (Silahlara Veda, 1929) adlı romanı çok büyük bir başarı kaydetti. Hemingway bu romanında yaralı bir askerin bir hemşireye duyduğu aşkı anlatır. Savaşın anlamsızlığını anlayan erkek, bir de hamile sevgilisinin ölümüne katlanmak zorunda kalır.

30'lu Yılların Ortasında: Politik Konular İspanya'ya yaptığı bir yolculuk esnasında Death in the Afternoon (Öğleden Sonra Ölüm, 1931) adlı romanı yazdı. Burada Hemingway için tutku haline gelmiş olan boğa güreşine ve bu güreşlerin ülkesine saygı gözler önüne serilir. Afrika turunu 1935'te The Green Hills of Africa'da (Afrika'nın Yeşil Tepeleri, 1935) anlattı. Bir yıl sonra İspanya İç Savaşında Cumhuriyetçilerden yana tavır aldı. Ayrıca savaşı anlatan belgesel bir filmin senaryosunu hazırladı: The Spanish Earth (İspanya Toprağı, 1938). Hemingway 1939'da Küba'ya taşındı. Bir yıl sonra gazeteci Martha Gallhorn ile evlendi (1944'te boşandılar). Dördüncü evliliğini 1946'da Mary Welsh ile yaptı. Yine 1940 yılında For hom the Bell Tolls (Çanlar Kimin İçin Çalıyor) adlı başarılı romanı çıktı. 1943'te filme alınan bu romanda Amerikalı kolej doçenti Robert Jordan, İspanya İç Savaşında bir gerilla birliğiyle birlikte stratejik açıdan önemsiz bir köprüyü havaya uçurur. Birlikte savaştığı Maria'ya âşık olan Jordan, Franco'cu birliğin saldırısına uğrayıp yaralanır ve ölür. Aşkı ve ölümü anlatan bu yapıtta artık bireyin menfaatleri odak noktasını oluşturmaz. Hemingway toplum adına sorumluluk üstlenmeyi kabul eder. Bu düşüncesini 1942'de girdiği Amerikan deniz kuvvetlerinde uygulamaya koydu. İstila birliklerinin muhabiri olarak 1944'te Fransa çıkartmasına ve Paris'in kurtuluşuna katıldı.

1954: Nobel Ödülü Büyük bir başarı kaydedemeyen Across the River and into the Trees (Irmaktan Öteye ve Ağaçların İçine, 1950) adlı Venedik romanından sonra, 1952'de Hemingway'ın başyapıtı The Old Man and the Sea (İhtiyar Adam ve Deniz) yayınlandı. Bu kısa romanın kahramanı Kübalı balıkçı Santiago, 84 kez boşuna denize açıldıktan sonra kocaman bir kılıç balığı yakalar. Bu başarısının sevinci içinde yakaladığı balığı teknesine bağlayarak evine doğru yelken açar. Balığı yolda köpekbalıkları tarafından yenilip bitirildiği halde Santiago ertesi günü yine denize açılır. İnsan hayatına dair bu sade parabol insanın boşuna başarı peşinden koşusunu simgeler. İnsanın doğaya karşı savaşına öldürme gereksinimi egemendir. Birey tüm yenilgilere karşın yeniden yaşam savaşına döner. Hemingway 1953'te Pulitzer Ödülünü aldıktan sonra 1954'te Nobel Edebiyat Ödülüne layık görüldü. Arteriyosklerozlu tutkulu avcı Hemingway yedi yıl sonra, 61 yaşında, Ketchum/Idaho'da kendisini avcı tüfeğiyle vurarak yaşamına son verdi.



Eserleri

Savaş sürekli bir esin kaynağıdır (Silahlara Veda [A Farewell to Arms], 1929; [The Fifth Column and the First Forty-nine Stories], 1938; Çanlar Kimin İçin Çalıyor [For Whom the Bell tolls], 1940; Irmağın Ötesi [Across the River and into the Trees], 1950) ve savaş konusu, av ve serüven öykülerinde (Afrika'nın Yeşil Tepeleri [The Green Hills of Africa], 1935; İhtiyar Adam ve Deniz [Old Man and the Sea], 1952) ele aldığı aşk, moral gücü ve yalnızlık konularıyla birleşir. Öykü türü ([Men without Women], 1927; Ya Hep Ya Hiç [To Have and Have not], 1937), günlük yaşamın tekdüzeliğinde bunalım anlarını saptama olanağı verir. 20'li yılların sürgününü anlatan Güneş de Doğar [The Sun Also Raises], 1926 ve Paris Bir Şenliktir [A Moveable Feast], 1964 adlı yapıtlarında yazarın gizli ruhsal zayıflıklarıyla kırılganlığının düşsel evrenini ortaya koymak için seçilen yollar sergilenir. Boğa güreşlerine ilişkin olarak [Death in the Afternoon], 1932 yılına ait bir yapıtıdır.



Bu İletiyi Yöneticiye Bildir/Şikayet Et Kayıtlı
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://bbc2.yetkinforum.com
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 358
Points : 908
Kayıt tarihi : 03/08/09

MesajKonu: KAFKA   Ptsi Ağus. 03, 2009 8:47 pm

Franz Kafka

"Labirent İçindeki İnsan"



Avusturyalı yazar, roman ve öykülerinde insanın adı bilinmeyen, içyüzü anlaşılmayan güçlere teslim olmasını işlemektedir. Max Brod Kafka'nın son arzusuna karşı gelerek yapıtlarını ölümünden sonra yayınlanmak suretiyle Kafka'nın dünya çapında ünlenmesini sağladı.



Kafka Alman asıllı Yahudi bir tüccarın en büyük oğlu olarak Prag'da dünyaya geldi. Öğrencilik yıllarında bile içine kapanık olan bu çocuğun yaşamında yazı yazmasının özel bir yeri vardı.


15 yaşındayken yazdığı ilk öykülerini sonradan imha etti. Kafka liseyi bitirdikten sonra 1901'de kimya okumaya başladıysa da, sonradan Alman filolojisiyle sanat tarihi bölümlerine geçti ve en sonunda annesiyle babasının isteğine uyarak hukuk eğitimi aldı.



1902: Max Brod ile Tanışması 1902 yılında tanıştığı Max Brod, Kafka'yı Prag'ın edebiyat çevrelerine tanıttı ve hayat boyu arkadaşı oldu. Kafka 1906'da hukuk doktoru olduktan sonra bir yıl mahkeme stajı gördü. 1908 ortalarında Bohemya Krallığı İşçi Kaza Sigortaları Kurumuna hukuk danışmanı olarak girdi. Brod ile birlikte aralarında Paris, Weimar ve Zürih kentleri de olmak üzere, büyük yolculuklara çıktı ve böylelikle bir aşk/nefret ilişkisiyle bağlı bulunduğu, doğduğu kente en azından zaman zaman sırtını çevirdi. 1912'de tanıştığı Berlinli sekreter Felice Bauer ile iki kez nişanlandı (1914 ve 1917).


1912: Dikkate Değer Öyküleri 1912 yılında Kafka en çok tanınan öykülerinden ikisine imza attı. Bir baba ile oğlu arasındaki çelişkileri konu alan Dos Urteil (Yargı) adlı öyküsünü bir gecede yazdı. Oğul, düğünü arifesinde ruhsal açıdan babasına bağımlı olduğunu kabullenmek zorunda kalır ve babasının kendisi için verdiği ölüm kararına isteyerek boyun eğer. Die Venvandlung (Değişim) adlı öyküsünde de ailenin yıkıcı gücü konu alınmıştır. Gregor Samsa bir gecede çok ayaklı bir böcek haline gelir. Kendi kabuğuna çekilir ve yıllarca saçını süpürge ettiği ailesinin kendisiyle hiç ilgilenmediğine tanık olur. Bunun üzerine besin almayı reddeder ve babası tarafından da yaralanınca, ölür. Kafka 1912 yılında aynı zamanda, ölümünden sonra Amerika (1927) adı altında yayınlanan Der Verschollene (Yitik) adlı romanını yazmaya başladı. Bu yapıt, ABD'de tutunma çabaları sonuç vermeyen 16 yaşındaki Kari Rossmann'ın başından geçenleri anlatır.



1914: Der Prozess 1914'te yazılıp 1925'te yayınlanan Kafka'nın en tanınmış romanı Der Prozess (Dava) hiçbir neden gösterilmeksizin dava edilmek üzere tutuklanan banka memuru Josef K.'yı konu alır. Her ne kadar tutuklanma nedenlerini araştırırken karmakarışık yargı mekanizmasını iyice tanısa da davasını yürüten yargıcı hiçbir zaman göremez. Davası bir yıl sürdükten sonra K. bir taş ocağında öldürülür. Bu yapıt, insanın adı belli olmayan otoritelerce güvensizliğe itilişini göstermektedir.


Yine 1914'te In der Strafkolonie (Ceza Sömürgesi) adlı öyküsünü yazdı. Burada bir bilim adamı, kendisine ne gibi suçlar yüklediğini anlatan darbelerle yaralana yaralana korkunç bir biçimde öldürülür. Kafka 1917'de yavaş yavaş insana dönüşerek gelişmelerini anlatan bir maymunun öyküsü olan Bericht für eine Akademie (Bir Akademiye Rapor) adlı yapıtını tamamladı. Aynı yıl içinde akciğer tüberkülozuna yakalandı. İki yıl sonra da bir ayakkabı tamircisinin kızı olan Julie Wohryzek ile kısa süreli bir nişanlılık dönemi yaşadı.
1919'da kaleme aldığı Brief an den Vater'de (Babaya Mektup) aşırı taleplerinden ömür boyu rahatsızlık duyduğu otoriter babasının baskısından kurtulmayı denedi. Ne var ki bu mektubu babasına hiçbir zaman postalamadı. Buna karşılık evli bir gazeteci olan Çekoslovakyalı Milena Jesenska ile 1920-23 yılları arasında çok sık mektuplaştı ve kendisine güncelerinin tümünü verdi.



1929'dan Sonra: Das Schloss Sağlığı giderek bozulan Kafka 1922 ilkbaharında malulen emekli edildi. Yazar bu tarihten sonra üçüncü romanı olan Dos Schloss (Şah) üzerinde çalışmaya başladı. Hiçbir zaman tamamlanamayan bu romanı 1926'da yayınlandı. Burada K. adlı adam arazi ölçüm işleri için şatoya çağrılmakla beraber önceleri muhatap olabileceği hiç kimseyi bulamaz. Sonunda şato sekreterine ulaşabildiğinde yapılan görüşme sırasında yorgunluktan uyuyakalır. Birkaç defa sanatoryumda tedavi gördükten sonra Kafka, 1923/24 kışını sevgilisi Dora Diamant ile birlikte Berlin'de geçirdi. Ein Hungerkünstler (Açlık Cambazı) adlı öykü kitabının düzeltmelerini yaparken (1924) hastalığı şiddetlendi. Kafka aynı yıl içinde, 40 yaşında Aşağı Avusturya Klosterneuburg yakınlarında bir sanatoryumda yaşama gözlerini yumdu. Çoğu yayınlanmamış yapıtlarının ölümünden sonra yakılmasını vasiyetnamesinde istemesine karşın Max Brod yazarın bu arzusuna uymadı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://bbc2.yetkinforum.com
Sponsored content




MesajKonu: Geri: 100 Yılın Yazarları   Bugün 10:05 am

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
100 Yılın Yazarları
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
düşünüyorum demekki malım :: Edebiyat :: YENİ ,DÜNYA VE HALK EDEBİYATI-
Buraya geçin: